Bugün, net konuşayım köşemde asgari ücreti konuşuruz.
Dün 2026 yılı için geçerli olacak asgari ücret açıklandı.
Rakam belli, tartışma tanıdık, sonuç ise herkes için aynı:
Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.
Bir yanda “alım gücü” denilen ama her ay biraz daha eriyen bir kavram…
Diğer yanda kur, enflasyon, yatırımcı güveni, bütçe disiplini, küresel dengeler.
Masada herkes var ama sofrada hâlâ Ahmet amca yok, Ayşe teyze yok.
“Versek olmuyor, vermesek hiç olmuyor” denilen noktadayız.
Artış yapılsa enflasyon tetiklenir deniyor,
Yapılmasa hayat zaten tetiklenmiş durumda.
Ahmet amca pazara çıkıyor, file hafif.
Ayşe teyze etiket okuyor, el boş.
Ama grafikte her şey yerli yerinde:
Oranlar tutarlı, tablolar dengeli, sunumlar ikna edici.
Bir de işin hafıza tarafı var.
Eskiden asgari ücret görüşmeleri haftalar öncesinden başlardı.
Televizyonlar canlı yayında, gazeteler manşette, herkes pür dikkat kesilirdi.
Rakamdan önce süreç konuşulurdu;
Toplantı sayısı, tarafların yüz ifadesi, masadan kalkıldı mı kalkılmadı mı…
Bir beklenti vardı, bir heyecan vardı.
Belki sonuç yine herkesi mutlu etmezdi ama umut hep masadaydı.
Son yıllarda ise o masa da sessizleşti.
Çünkü yaşanan her “umut kırıcı” rakam,
Her beklentinin altında kalan oran,
Sadece cebe değil, zihne de darbe vurdu.
Artık görüşmeler başlamadan sonuç tahmin ediliyor,
Rakam açıklanmadan hayal kırıklığı yaşanıyor.
Heyecan da, umut da alım gücü gibi
yavaş yavaş buharlaşıyor.
Bugün asgari ücret görüşmeleri,
Toplumsal bir merak konusu olmaktan çıkıp
“Kaç olursa olsun yetmeyecek” hissine sıkışmış durumda.
Biraz mecburiyet bu,
Biraz küresel rüzgârlar,
Biraz da herkesin bildiği ama yüksek sesle söylemekten kaçındığı “bile bile lades” döngüsü.
Çünkü sistem, en çok sabredenin en az konuştuğu;
En az konuşanın ise en çok kaybettiği bir düzen üzerine kurulu.
Hane halkının parası, tam da bu sessizlikte yitip gidiyor.
Asgari ücret açıklandı evet…
Ama asgari olan sadece ücret değil.
Umut da, beklenti de, tahammül de artık asgari seviyede.
Sevgiyle kalın.
