Merakın Gücü

Tarih bazı insanları yaptıkları eserlerle hatırlar, bazılarını ise düşünme biçimleriyle. Leonardo da Vinci her ikisini de başaran nadir isimlerden biriydi. Çoğu kişi onu sadece bir ressam olarak bilir. Oysa o, insan bedenini anlamak için kadavralar inceleyen, uçma fikrini yüzyıllar öncesinden çizen, suyun akışını gözlemleyen ve sürekli soru soran bir merak insanıydı.

Onu farklı yapan yeteneği değildi.

Bitmeyen öğrenme isteğiydi.

Da Vinci için bilgi bir meslek değil, bir yaşam biçimiydi. Çünkü o şunu anlamıştı: İnsan zihni kullanıldıkça genişler, ihmal edildikçe daralır.

Bugün ise çoğumuz tam tersini yaşıyoruz. Okul bittiğinde öğrenmenin de bittiğini sanıyoruz. İş hayatı başladığında kendimizi tekrar etmeye başlıyoruz. Aynı düşünceler, aynı alışkanlıklar, aynı bakış açıları…

Zaman geçtikçe yaş aldığımızı düşünüyoruz ama aslında çoğu zaman yaşlanan bedenimiz değil, merak etmeyi bırakan zihnimiz oluyor.

Net konuşayım…

İnsan yaşlandığı için öğrenmeyi bırakmaz.

Öğrenmeyi bıraktığı için yaşlanır.

Yeni bir şey öğrenmek sadece bilgi kazanmak değildir; hayata yeniden temas etmektir. Yeni bir kitap, yeni bir fikir, farklı bir insan, farklı bir bakış açısı… Bunların her biri zihni canlı tutar. Çünkü merak, insanın içindeki hareketi korur.

Belki de mesele daha çok bilmek değil, yeniden sormaya başlamaktır.

“Bunu neden böyle yapıyorum?”

“Başka nasıl olabilir?”

“Daha iyisi mümkün mü?”

Akşamın sakinliğinde kendimize sorulacak güzel bir soru var:

Son zamanlarda gerçekten yeni ne öğrendim?

Yoksa sadece bildiklerimin içinde mi dönüp duruyorum?

Çünkü hayat, öğrenmeye devam edenlere her yaşta yeni bir kapı açar.

Sevgiyle kalın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir