Bazen tarih kitapları yıllar sonra yazılır. Ama bazı anlar vardır ki, daha yaşanırken bile tarihin yön değiştirdiğini hissedersiniz. Son günlerde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı geniş çaplı askeri operasyon tam olarak böyle bir eşik.
28 Şubat 2026 sabahı Ortadoğu yeni bir güne değil, yeni bir döneme uyandı. Tahran başta olmak üzere birçok şehirde patlamalar yaşandı; askeri tesisler, güvenlik merkezleri ve stratejik noktalar hedef alındı. Operasyonun aylar öncesinden planlandığı ve yalnızca askeri değil, siyasi sonuçlar üretmeyi amaçladığı açıkça görülüyor.
Bu saldırı sıradan bir “güç gösterisi” değil. Çünkü hedef sadece İran’ın askeri kapasitesi değil, doğrudan rejimin geleceği. İran’ın en üst düzey lider kadrosunun hedef alınması ve hatta ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in hayatını kaybettiğine dair iddialar, olayın boyutunu klasik bölgesel çatışmanın çok ötesine taşıdı.
Ve işte asıl kırılma burada başlıyor.
Çünkü İran yalnızca bir ülke değil; Ortadoğu’daki dengelerin merkezidir. Lübnan’dan Irak’a, Suriye’den Körfez’e kadar uzanan geniş bir etki alanı var. Bu nedenle İran’a yapılan her saldırı aslında bölgesel bir zincir reaksiyonu tetikler. Nitekim ilk saatlerde İran’ın İsrail’e ve Körfez’deki bazı ABD üslerine füze ve drone saldırılarıyla karşılık vermesi, savaşın tek cepheli kalmayacağını gösterdi.
Bugün dünyayı asıl endişelendiren şey ise askeri sonuçlardan çok ekonomik ve jeopolitik etkiler. Petrol yollarının kalbi olan Hürmüz Boğazı risk altında. Enerji fiyatları, küresel enflasyon ve tedarik zincirleri yeniden baskı altına girebilir. Yani bu savaş sadece Ortadoğu’nun değil, ülkemizdeki market fiyatlarının, Avrupa’daki sanayinin ve Asya’daki üretimin de meselesi haline geliyor.
Ama mesele sadece ekonomi de değil.
Bu gelişme aynı zamanda yeni dünya düzeni tartışmasını hızlandırıyor. ABD ve İsrail’in doğrudan askeri müdahalesi, uluslararası sistemde güç kullanımının yeniden normalleştiğini gösteriyor. Avrupa ülkelerinin temkinli açıklamaları ve diplomasi çağrıları ise artık küresel karar mekanizmalarının parçalandığını ortaya koyuyor.
Bugün sorulması gereken soru şu: Bu bir savaş mı, yoksa daha büyük bir dönüşümün başlangıcı mı?
Çünkü İran içinde oluşabilecek siyasi boşluk, bölgesel güç mücadelelerini derinleştirebilir. Rejim zayıflarsa iç karışıklık; güçlenirse daha sert bir dış politika ihtimali masada. Her iki senaryo da uzun süreli istikrarsızlık anlamına geliyor.
Dünya artık krizleri yönetmeye çalışmıyor; krizlerle yaşamayı öğreniyor. Ukrayna savaşıyla başlayan jeopolitik kırılma, şimdi Ortadoğu’da ikinci büyük fay hattını oluşturuyor. Ve bu kez mesele sadece sınırlar değil, enerji, güvenlik ve küresel güç dengesi.
