Net konuşayım…
İnsan çalışır, çabalar, yükselmek ister.
Daha iyi bir hayat, daha iyi bir konum, daha fazla saygı görmek… Bunların hepsi çok doğal.
Sorun statü sahibi olmak değildir.
Sorun, statünün insanın kimliğine dönüşmesidir.
Çünkü insan bazen fark etmeden yaptığı iş ile kendisini aynı şey zannetmeye başlar.
Unvan büyür.
Kartvizit kalınlaşır.
Masanın büyüklüğü artar.
Ama bazen insanın iç dünyası aynı hızla büyümez.
Net konuşayım…
Statü, insanın değerini belirlemez.
Sadece bulunduğu yeri gösterir.
Fakat modern dünyada çoğu zaman bunun tam tersi yaşanıyor. İnsanlar kendilerini ne olduklarıyla değil, hangi koltukta oturduklarıyla anlatmaya başlıyor.
Bir toplantıda kartvizitler konuşuyor.
Bir ortamda unvanlar yarışıyor.
Ve çoğu zaman insanın kim olduğu, yaptığı işin gölgesinde kalıyor.
İşte statü tuzağı tam burada başlıyor.
Çünkü insan bir süre sonra bulunduğu koltuğu korumaya, geliştirmekten daha fazla enerji harcamaya başlar. Risk almaktan çekinir. Yanlış görünmekten korkar. Eleştiri duymak istemez.
Ve fark etmeden şu sorunun içine düşer:
“Ya bu konumu kaybedersem?”
O noktada statü artık bir başarı değil, bir korku alanı haline gelir.
Net konuşayım…
Gerçek saygınlık koltuktan gelmez.
Gerçek saygınlık insanın duruşundan gelir.
Unvanlar geçicidir.
Makamlar değişir.
Pozisyonlar el değiştirir.
Ama insanın karakteri ve bıraktığı iz, çok daha uzun yaşar.
Bugün birçok insan statü kazanmak için yıllarını verir.
Ama çok az insan şu soruyu kendine sorar:
“Ben gerçekten büyüyor muyum, yoksa sadece yükseliyor muyum?”
Çünkü yükselmek ile büyümek aynı şey değildir.
Net konuşayım…
Statü seni görünür yapabilir.
Ama seni değerli yapan şey, o statünün içinde nasıl bir insan olduğundur.
Ve bazen hayatta en büyük özgürlük,
statüye sahip olmak değil…
statünün seni tanımlamasına izin vermemektir.
Sevgiyle kalın.
