2026 yılının ikinci Para Kurulu Toplantısı geçtiğimiz hafta gerçekleşti.
Merkez Bankası, 12 Mart tarihinde yaptığı değerlendirme toplantısında politika faizini %37 seviyesinde sabit bıraktı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından alınan bu karar, piyasa beklentileriyle uyumlu olsa da, aslında yalnızca bir faiz kararı değil; 2026’nın ekonomik yön haritasına dair güçlü bir sinyal niteliği taşıyor.
Açıklanan Para Politikası Kurulu kararı, ilk bakışta “değişmeyen bir faiz” gibi görünse de aslında ekonominin yönüne dair oldukça net bir çerçeve sunuyor. Politika faizinin sabit tutulması, yalnızca o güne ait bir karar değil; 2026’nın geri kalanına ilişkin stratejik bir duruşun yansıması.
Son iki yılda uygulanan sıkı para politikası, enflasyonda belirgin bir yavaşlama sağlamış olsa da, bu iyileşmenin henüz kalıcı bir dengeye oturduğunu söylemek zor. Özellikle hizmet enflasyonu, gıda fiyatları ve küresel emtia oynaklığı gibi başlıklar hâlâ dikkatle izlenmesi gereken risk alanları olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Merkez Bankası’nın Mart ayında yeni bir faiz indirimi yerine “bekle-gör” yaklaşımını tercih etmesi, aslında temkinli ama rasyonel bir adım olarak okunmalı.
Ocak ayında yapılan sınırlı faiz indiriminin ardından gelen bu karar, para politikasında ani yön değişimlerinden kaçınılacağının da açık bir göstergesi. Ekonomi yönetimi, alınan kararların etkisini ölçmeden yeni adımlar atmamakta kararlı görünüyor. Bu yaklaşım, geçmiş dönemlerde sıkça eleştirilen “hızlı ve keskin” politika değişimlerinden uzaklaşıldığını da ortaya koyuyor.
Burada önemli bir diğer unsur ise para politikası ile maliye politikası arasındaki uyum. 2026 yılı itibarıyla kamu tarafında daha kontrollü harcama, bütçe disiplinine vurgu ve seçici destek mekanizmaları dikkat çekiyor. Bu koordinasyon, Merkez Bankası’nın elini güçlendirirken, faiz kararlarının daha etkili sonuç üretmesine de zemin hazırlıyor. Yani faiz tek başına bir araç olmaktan çıkıp, daha geniş bir politika setinin parçası haline geliyor.
Küresel cephede de tablo, temkinli duruşu destekler nitelikte. Büyük merkez bankalarının henüz net bir gevşeme döngüsüne girmemiş olması, enerji fiyatlarındaki dalgalanma ve jeopolitik riskler, gelişmekte olan ülkeler için hâlâ kırılgan bir zemin oluşturuyor. Bu ortamda erken bir faiz indirimi, kazanımların hızlı şekilde geri verilmesi riskini barındırıyor.
Tüm bu çerçevede Mart ayı kararı, 2026 yılı için üç temel mesaj içeriyor: Birincisi, enflasyonla mücadelede kararlılık devam ediyor. İkincisi, politika yapıcılar veri odaklı ve ölçülü hareket etmeye özen gösteriyor. Üçüncüsü ise, ekonomide normalleşme süreci ani değil, kademeli ilerleyecek.
Önümüzdeki dönemde faiz indirimi ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil; aksine piyasa beklentileri yılın ilerleyen aylarında sınırlı ve kontrollü indirimlere işaret ediyor. Ancak bu indirimlerin zamanlaması ve büyüklüğü, doğrudan enflasyonun seyrine ve beklentilerin ne ölçüde iyileştiğine bağlı olacak.
Sonuç olarak, Mart 2026 PPK kararı bize şunu söylüyor: Ekonomide yön artık daha net, ancak hız bilinçli olarak düşük tutuluyor. Bu da kısa vadede sabır gerektirse de, orta ve uzun vadede daha sağlıklı bir dengeye ulaşma ihtimalini güçlendiriyor. Faiz değişmemiş olabilir, ancak verilen mesaj oldukça açık: kontrol kaybedilmeyecek, adımlar ölçülerek atılacak ve 2026 yılı, ani dönüşlerin değil, dengeli bir geçişin yılı olacak.
Sevgiyle kalın.
