Balonlar Değişir, Hikâye Değişmez

Net konuşayım köşemde bugün biraz finans tarihine bakalım.

Yakın zamanda paylaştığım bir yazım vardı. Tarihteki Lale Çılgınlığı Konulu yazım.

Son günlerde yaşanan fon şoku, bazı fonlarda ortaya çıkan temerrütler, yatırımcıların paralarını çekmek istemesi ve ardından gelen sert piyasa hareketleri hepimizin dikkatini çekti.

SPK’nın bazı portföy yönetim şirketlerine yönelik aldığı tedbirler, fonların tasfiye süreci ve bazı hisse işlemlerine ilişkin manipülasyon şüpheleriyle başlatılan soruşturmalar, aslında sadece bugünün meselesi değil.

Çünkü finans piyasalarının çok eski bir hikâyesi var:

Bir şey yükselir.

İnsanlar neden yükseldiğini sorgulamadan ona inanmaya başlar.

Yükseliş yeni ilgiyi getirir.

Yeni ilgi fiyatı daha da yukarı taşır.

Ve bir süre sonra fiyat, gerçek değerin önüne geçer.

İşte tam burada tarihten güzel bir örnek çıkıyor karşımıza:

Lale Çılgınlığı.

1600’lü yıllarda Hollanda’da lale soğanlarına olan ilgi öyle bir noktaya geldi ki, bazı lale soğanları olağanüstü fiyatlardan alınıp satılmaya başladı.

Asıl mesele lalenin kendisi değildi.

Asıl mesele, “Daha sonra bunu benden daha yüksek fiyata alacak biri mutlaka çıkar” düşüncesiydi.

Fiyat yükseldikçe daha fazla insan sisteme dahil oldu.

Daha fazla insan dahil oldukça fiyat yükseldi.

Sonra bir gün beklenti bozuldu.

Ve herkesin aynı anda satmak istediği yerde, daha önce çok değerli görünen şeyin gerçek piyasa karşılığı ortaya çıktı.

Bugün yaşadığımız olayın Lale Çılgınlığı’nın birebir aynısı olduğunu söylemek elbette doğru olmaz.

Ama mekanizma açısından çok tanıdık bir tarafı var.

Bazı düşük işlem hacimli hisselerde büyük pozisyonların oluşması, fiyatların hızlı yükselmesi, bu yükselişlerin fon getirilerini artırması ve yüksek getirinin yeni yatırımcı ilgisi oluşturması; sonrasında ise likidite ihtiyacıyla satışların hızlanması, bugün tartışılan sürecin önemli parçaları arasında. 

İşin en önemli tarafı da burada:

Bir varlığın ekranda görünen değeri ile o varlığın gerçekten nakde çevrilebilecek değeri her zaman aynı şey değildir.

Herkes almak isterken fiyat başka bir şey söyler.

Herkes satmak istediğinde ise piyasa başka bir gerçek gösterir.

Son günlerde bazı fonlarda görülen temerrüt tartışmaları da aslında bize bunu hatırlatıyor. Yatırımcı parasını geri istediğinde, fonun elindeki varlıkların ne kadar hızlı ve hangi fiyattan nakde dönüşebildiği kritik hale geliyor. 

Bu nedenle bugün yaşananları sadece “borsa düştü” diye okumak eksik kalır.

Burada konuşmamız gereken daha büyük bir konu var:

Değer nedir?

Fiyat nedir?

Ve ikisi birbirinden ne zaman ayrılır?

Manipülasyon iddiaları ve soruşturmalar elbette hukuki süreçlerin konusu. Henüz kesinleşmemiş iddiaları kesin gerçekler gibi kabul etmek doğru değil.

Ama piyasaların bize verdiği ders şimdiden çok açık:

Bir fiyatın yükselmesi, o şeyin gerçekten değer kazandığını tek başına göstermez.

Tarih boyunca balonların adı değişti.

Kimi zaman lale oldu, kimi zaman başka bir varlık, kimi zaman başka bir piyasa.

Bugün ise karşımızda fonlar, hisseler ve finansal ürünler var.

Ama hikâyenin temel sorusu hâlâ aynı:

“Bu gerçekten değerli olduğu için mi yükseliyor, yoksa herkes yükseldiğine inandığı için mi?”

Belki de yatırım dünyasında insanın kendisine zaman zaman sorması gereken en önemli soru bu.

Çünkü balonun ne zaman şiştiğini anlamak zor olabilir; ama patladığında herkes gerçeği görür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir