Herkes Bir Şey Olmuş, İnsan Olmak Biraz Geri Planda Kalmış!

Bir fincan kahvenin hatırına, biraz kendimize, biraz da yaşadığımız zamana bakalım…

Pazar sabahı… Kahvemizi aldık, şöyle bir arkamıza yaslandık. Dünyayı kurtarmaya niyetimiz yok bugün. Zaten hafta boyunca herkes yeterince kurtardı! Biz biraz insanı konuşalım. Daha doğrusu, her şey olmaya çalışırken insan olmayı nasıl ikinci plana attığımızı…

Eskiden birine “Nasılsın?” diye sorardık. Şimdi “Neler yapıyorsun?” diye soruyoruz. Çünkü nasıl hissettiğimizden çok, ne kadar meşgul olduğumuz önem kazanmış durumda. Herkes çok yoğun, herkes çok başarılı, herkesin mutlaka yetişmesi gereken bir şeyler var. Hatta öyle ki, boş vakti olan insan neredeyse kendini suçlu hissedecek.

Bir de unvan meselesi var tabii…

Herkes yönetici, danışman, uzman, girişimci, stratejist… Kartvizitlerde yer kalmadı ama bazen iki kelimelik nezakete yer bulamıyoruz. İnsanların ne iş yaptığını öğreniyoruz da nasıl insan olduklarını anlamamız biraz zaman alıyor.

Oysa bir insanın gerçek değeri, isminin önündeki sıfatlarda değil, karşısındakine nasıl davrandığında saklıdır. Makamlar gelip geçer, unvanlar değişir. Ama insanın ardında bıraktığı his kolay kolay unutulmaz.

Bir başka ilginç hâlimiz de yaşadığımız her şeyi gösterme ihtiyacımız.

Kahve içiyoruz, fotoğrafını çekiyoruz. Tatile gidiyoruz, duyuruyoruz. Mutlu oluyoruz, paylaşıyoruz. Sanki yaşadığımız güzellikler başkaları tarafından görülmedikçe eksik kalacak.

Eskiden anı biriktirirdik, şimdi içerik üretiyoruz. Üstelik bazen o güzel anı paylaşmakla o kadar meşgul oluyoruz ki, yaşamayı unutuyoruz.

Yanlış anlaşılmasın, paylaşmak kötü değil. Ama insan bazen kendine şu soruyu sormalı: Ben gerçekten mutlu muyum, yoksa mutlu görünüyor muyum?

Bir de her konuda haklı olma telaşımız var. Artık fikir değiştirmek neredeyse karakter zafiyeti, özür dilemek ise büyük bir yenilgi sayılıyor. Herkes konuşuyor, herkes anlatıyor, herkes karşısındakini ikna etmeye çalışıyor. Dinlemek ise pek rağbet görmeyen eski bir alışkanlık hâline geldi.

Oysa bazen “Bilmiyorum” diyebilmek bilgeliğin, “Yanılmışım” diyebilmek olgunluğun, “Haklısın” diyebilmek de özgüvenin göstergesidir.

Ama kabul edelim, haklı çıkmak öyle tatlı bir duygu ki bazen huzurlu olmaktan bile vazgeçebiliyoruz!

Bütün bunların arasında mutluluğu da sürekli erteliyoruz.

“Şu iş bitsin, biraz rahatlayacağım.”

“Şu hedefe ulaşayım, hayatın tadını çıkaracağım.”

“Biraz daha kazanayım, kendime zaman ayıracağım.”

Derken yıllar geçiyor. Hedefler değişiyor, beklentiler büyüyor, hayat ise bizim uygun bir zaman bulmamızı beklemiyor.

Belki de çağımızın en büyük yanılgısı, hayatı sürekli bir hazırlık dönemi sanmamız. Sanki asıl yaşam biraz sonra başlayacak. Oysa yaşadığımız tam da hayatın kendisi.

Elbette çalışacağız, üreteceğiz, gelişeceğiz, hayallerimizin peşinden koşacağız. Ama bütün bunları yaparken kendimizi, sevdiklerimizi ve insan olmanın o sade güzelliğini kaybetmemek gerek.

Çünkü başarı, alkışlar kesildiğinde de kendinle barışık kalabilmektir. Zenginlik, sahip olduklarının yanında paylaşabildiklerinle de ölçülür. Ve saygınlık, insanların yanında nasıl göründüğünden çok, onlar yokken nasıl davrandığınla ilgilidir.

Belki de bu pazar kendimize yeni hedefler koymak yerine, biraz durup düşünmeliyiz.

En son ne zaman bir dostumuzu sadece sesini duymak için aradık? Ne zaman birini gerçekten dinledik? Ne zaman hiçbir karşılık beklemeden bir iyilik yaptık? Ya da ne zaman, hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan bir kahvenin tadını çıkardık?

Herkesin bir şey olmaya çalıştığı bu dünyada, belki de en zor ve en kıymetli mesele iyi bir insan olarak kalabilmek.

Ne büyük unvanlar gerekiyor bunun için ne de kalabalık alkışlar. Biraz vicdan, biraz nezaket, biraz anlayış… Bir de kendimizi gereğinden fazla ciddiye almamayı başarabilirsek, hayat çok daha çekilir bir yer olabilir.

Sonuçta hepimiz aynı hayatın içinde, farklı telaşlarla yol alıyoruz. Kiminin yükü ağır, kiminin gülüşü yorgun, kiminin hikâyesi dışarıdan göründüğünden çok başka.

Bu yüzden birbirimize biraz daha anlayışlı davranmakta fayda var.

Kim bilir, belki de dünyanın ihtiyacı olan şey daha fazla başarılı insan değil, başarısının yanında insanlığını da koruyabilen insanlardır.

Kahveniz soğumasın, kalbiniz katılaşmasın.

Gerisi bir şekilde hallolur…

Keyifli, huzurlu ve bol tebessümlü bir pazar dileğiyle.

Pazar Kahvesi ☕

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir