Bir Pazar sabahına daha uyandık. Çay demlendi, simitler alındı, balkona çıkıldı… Ama kafanın içindeki o radyo hiç susmuyor, değil mi? “Bugün neye şaşıracağız acaba?” sorusu, sabah kahvesinden daha çabuk ayıltıyor insanı.
Çünkü burası Türkiye. Coğrafya kaderdir derler ama bizim coğrafya biraz da sürpriz yumurta gibi; içinden ne çıkacağı asla belli olmuyor. Absürtliğin, tezatların ve “yok artık” dedirten olayların eksik olmadığı, her gün yeni bir simülasyon testiyle sınandığımız canım memleketim…
Neresinden tutsak elinde kalan şeylerle dolu gündemimiz. Mesela eğitim… Hani eskiden “Geleceğimizin teminatı çocuklarımız” diye başlayan süslü cümleler vardı. Şimdilerde geleceğimizin teminatı dediklerimiz, sınav sistemlerinin adını ezberlemekten müfredatın kendisini öğrenmeye vakit bulamıyor. Her birkaç yılda bir adı değişen, kuralı değişen, içeriği baştan yazılan bir sistemde ayakta kalmaya çalışan bir nesil var. Diplomaların değerinin düştüğü, liyakatin bir şehir efsanesine dönüştüğü yerde; “Oku da adam ol” nasihati bile kulağa vintage bir nostalji gibi geliyor.
Gelelim en masum sığınağımıza: Futbol.
Aramızda mahalle arasında, taşlardan kale yapıp “üç korner bir penaltı” oynayanlar vardır. Son beş dakikası “golü atan kazanır” kuralıyla biten, mağlup olanın gazoz ısmarladığı o saf, katıksız haz… Nereye gitti o samimiyet?
Şimdilerde ekran karşısına geçiyoruz; saha içinde futbol hariç her şey var. Hakeme yürüyenler, saha kenarında tiyatro sergileyenler, birbirine liyakatsizlik ve şaibe göndermesi yapan yöneticiler, tribünde kışkırtılan taraftarlar… Bir zamanlar gazozuna yapılan maçta aldığımız o ufacık neşeyle haftayı geçirirken, şimdi milyon dolarlık kulüplerin her köşesinden yayılan o niteliksiz, sevimsiz, adeta leş kokan hareketleri izlemek zorunda kalıyoruz. Oyunun ruhu satıldı, geriye sadece bağırış çağırış ve kaos kaldı.
Peki sadece futbol ve eğitim mi? Tabii ki hayır.
- Trafikte korna çalmayı bir iletişim dili, hatta duygusal bir dışa vurum olarak kullanmamız…
- Bir olaya tepki gösterirken “Benim gibi düşünmüyorsan hainsin” kolaycılığına kaçmamız…
- Kuralların sadece “uyması gereken enayi” aradığı, uyanıklığın ise bir zeka belirtisi sayıldığı o garip toplumsal mutabakatımız…
Aslında kızıyoruz, eleştiriyoruz, bazen de acı acı gülümsüyoruz. Ama ironi de tam burada başlıyor zaten. Bu kadar garip, bu kadar yorucu, bu kadar saçmalıklarla dolu bir ülkeyi yine de delicesine seviyoruz. Kızgınlığımız, sevgimizin büyüklüğünden.
Biz istiyoruz ki; bu ülkenin çocukları geleceğe kaygıyla değil, merakla baksın. Futbol sahalarında kaos değil, estetik ve rekabet olsun. Sokakta yürürken birbirimize dik dik değil, tebessümle bakalım. Uyanıklık değil, dürüstlük prim yapsın.
Pazar gününüzü çok da karartmayayım ama durum bu dostlar. Bir garip ülkedir memleketim; güldürürken düşündüren, düşünürken yoran, ama ne olursa olsun vazgeçilemeyen…
Sevgiyle kalın.
