Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yılın dördüncü faiz kararını açıkladı ve politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit bıraktı. Karar sürpriz olmadı. Asıl soru artık faizin kaç olduğu değil, bu kadar uzun süredir uygulanan sıkı para politikasının ekonomiyi nereye taşıdığıdır.
Son iki yıldır ekonomi yönetimi enflasyonu kontrol altına almak adına oldukça sert bir mücadele yürütüyor. Talebi yavaşlatmak, kredi büyümesini sınırlandırmak ve fiyat istikrarını yeniden tesis etmek için faizler yüksek tutuluyor. Ancak bugün geldiğimiz noktada ekonominin önemli bir kısmında hissedilen gerçek şu: Yavaşlama var, maliyet baskısı var, finansmana erişim zorlaştı; buna rağmen enflasyon hâlâ istenilen seviyelere gerilemiş değil.
Bunun önemli nedenlerinden biri, enflasyonun yalnızca iç talep kaynaklı olmaması. Son dönemde enerji fiyatlarında yaşanan yükselişler, küresel ticaretteki belirsizlikler, jeopolitik gerilimler ve dünya genelinde devam eden ekonomik kırılganlıklar Türkiye’nin enflasyonla mücadelesini zorlaştırıyor. Merkez Bankası da karar metninde enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin oluşturduğu risklere özellikle dikkat çekiyor.
Bir başka gerçek ise ekonomideki durağanlık. Sanayide üretim iştahı eski gücünde değil. KOBİ’ler yüksek finansman maliyetleri nedeniyle yatırım kararlarını erteliyor. Vatandaş ise yüksek kredi maliyetleri nedeniyle harcamalarını daha kontrollü yapıyor. Talepteki yavaşlama belirgin şekilde hissediliyor. Buna rağmen fiyatlar üzerindeki baskının tamamen ortadan kalkmadığını görüyoruz.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Uygulanan program başarısız mı?
Bence hayır.
Ancak programın başlangıçta öngörülenden daha uzun bir zamana ihtiyaç duyduğu da açık. Çünkü ekonomi yalnızca matematikten ibaret değil. Psikoloji, beklenti yönetimi, küresel gelişmeler ve siyasi riskler de en az faiz kadar belirleyici oluyor.
Yıl sonuna doğru baktığımızda piyasaların genel beklentisi enflasyonda kademeli bir gerilemenin devam etmesi yönünde. Ancak bu gerilemenin toplumun günlük hayatında hissedilir rahatlamaya dönüşmesi biraz daha zaman alacak gibi görünüyor. Faiz tarafında ise yılın ikinci yarısında sınırlı indirimler konuşulsa da Merkez Bankası’nın enflasyon konusunda net bir güven oluşmadan agresif adımlar atması beklenmiyor. Bazı ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentisi yüzde 35 civarında şekilleniyor.
Özetle bugün Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu tablo, bir yandan enflasyonu düşürmeye çalışırken diğer yandan büyümeyi tamamen kaybetmeme mücadelesidir. Kolay bir denklem değil.
Ekonomi yönetiminin eleştirilecek yönleri elbette var. Özellikle vatandaşın ve reel sektörün üzerindeki yük her geçen gün daha fazla hissediliyor. Ancak adil olmak gerekirse, dünyanın içinden geçtiği belirsizlikler ve bölgesel riskler de bu süreci zorlaştırıyor.
Kısacası faizler sabit kaldı ama asıl sabit kalan şey ekonominin önündeki zorlu sınav oldu. Hedef hâlâ fiyat istikrarı. Fakat görünen o ki o hedefe ulaşmak için biraz daha sabır, biraz daha zaman ve biraz daha güven gerekecek.
Sevgiyle kalın.
