Futbolun, hatta tüm spor dallarının aslında sadece bir spor olduğunu uzun zamandır unutmuş gibiyiz.
Evet, kazanınca seviniyoruz. Kaybedince üzülüyoruz. Güzel bir anı bırakıyor ya da moralimizi bozuyor. Olması gereken de bu zaten. Ancak son yıllarda spor müsabakalarına yüklediğimiz anlam, oyunun kendisinden çok daha büyük hale geldi.
Oysa sporun doğasında başarı kadar başarısızlık da vardır.
Sahaya çıkan insanlar da nihayetinde işlerini yapmaya çalışan profesyonellerdir. Bir gün kahraman ilan edilip ertesi gün linç edilmeleri, dünyanın en anlamsız döngülerinden biri olsa gerek.
Yıllar önce, o dönem yine eleştirilerin hedefinde olan A Milli Takım hakkında Fatih Terim’in yaptığı bir açıklamayı hatırlıyorum. Almanya Milli Takımı’nı tercih eden Mesut Özil üzerinden gelen sorulara oldukça sert bir cevap vermişti:
“Bir futbolcuya zorla milli takım forması giydirmek için ricada bulunacaksam beni çarmıha gerin. Bu formayı isteyenler, hak edenler ve sahada terinin son damlasına kadar mücadele edenler giyecek.”
Aslında söylenmesi gereken buydu.
Bugün de aynı noktadayım. Bu gençler başarılı olmayı istemedi mi? Elbette istedi. Kim başarısız olmak ister ki?
Ama bazen her sonuca olduğundan fazla anlam yüklememek gerekiyor.
Eleştireceksek de doğru şeyleri eleştirelim.
Mesela ortada bir başarısızlık varken 24 yıl sonra dünya kupasına katıldık diye, futbolculara birer villa verilmesini öneren anlayışı konuşalım.
Olumsuz tek bir söz söylenmemişken “destek olalım” açıklamalarına bile tepki gösteren yöneticileri konuşalım.
Futbolcuların saçını, sakalını, sosyal medya hesaplarını ya da oynadıkları reklamları değil; oyuncuların sadece işlerine odaklanmasını sağlayamayan teknik yapıyı konuşalım.
85 milyonluk ülkeden bir santrfor yetiştirememeyi ya da yetişen oyuncular varken forvetsiz oynamayı tercih eden teknik tercihleri konuşalım.
Ama neyi konuşursak konuşalım, biraz daha dozunda konuşalım.
Çünkü en nihayetinde bu bir futbol müsabakası.
Biz futbol tarihinde her turnuvada yarı final oynayan bir ülke değiliz. Dünya Kupası’na katılım sayımız da ortada. Sonuç ne kadar üzücü olursa olsun, bulunduğumuz yeri de gerçekçi değerlendirmek zorundayız.
Başarıyı istemek başka şeydir, kendimizi olduğumuzdan farklı görmek başka şey.
Bu süreçten ders çıkarmalıyız. Daha çok çalışmalı, eksiklerimizi görmeli ve geleceğe bakmalıyız.
Ve evet, villa sahibi olmasalar da ay-yıldızlı formayı büyük bir gururla taşıyan sporcularımız var. Başarılarıyla ülkeye umut veren Filenin Sultanları gibi örnekler de önümüzde duruyor.
Sağlık olsun.
Kaybetmeyi normalleştirmeden, kazanmayı da putlaştırmadan…
Biraz daha sakin, biraz daha gerçekçi ve biraz daha dozunda yaşayalım şu sporu. Çünkü sonuçta sadece bir oyun; hayatın kendisi değil.
Sevgiyle kalın.
