Fon meselesi, manipülasyon iddiaları, manipülatif işlemler, dört ayda kazanılan bedeller…
Bunların tamamı hukukun ve ilgili kurumların işi.
Ben bugün o tarafına hiç girmeyeceğim dostlar.
Çünkü herkesin bir yorumu var.
Herkesin bir cümlesi, bir tespiti, bir hesabı var.
Ama bazen bazı yorumların da söylenmemesi, biraz içimizde kalması gerekiyor.
Nedir bu hırs?
Ben bugün biraz da buradan bakmak istiyorum.
Para…
Ne garip bir nesne.
Elimize aldığımızda sadece bir kâğıt, ekranda gördüğümüzde sadece bir rakam.
Ama uğruna hayatımızı, zamanımızı, ilişkilerimizi, hatta bazen vicdanımızı bile ortaya koyabiliyoruz.
Biraz kazanıyoruz, daha fazlasını istiyoruz.
Daha fazlasını kazanınca, daha fazlası yetmiyor.
Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi biriktiriyoruz.
Sanki bütün bu rakamlar bizimle birlikte öte tarafa geçecekmiş gibi…
Daha büyük ev.
Daha iyi araba.
Daha yüksek kazanç.
Daha büyük hesap.
Daha çok sahip olmak…
Peki sonra?
Bir gün durup kendimize şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
Kazandıklarımız hayatımıza ne kadar değer kattı, hayatımızdan ne kadarını aldı?
Para kazanmak kötü değil.
Çalışmak, üretmek, yatırım yapmak, büyümek de değil.
Asıl mesele, araç olan paranın bir gün hayatın amacı haline gelmesi.
Çünkü insan bazen parasını yönetirken, fark etmeden parasının yönettiği bir hayata geçebiliyor.
Ve işin en ironik tarafı şu:
Ömrümüz boyunca daha fazlasını biriktirmek için çalışıyoruz.
Ama o biriktirdiklerimizi harcayacak kadar uzun yaşayacağımızın garantisi yok.
Belki de mesele ne kadar kazandığımız değil…
Kazandıklarımız uğruna ne kadarını kaybettiğimiz.
Sonuçta hepimizin gideceği yer aynı.
Cebimiz dolu da gitsek, boş da…
Arkamızdan kalan şey banka hesabımız olmayacak.
Nasıl bir insan olduğumuz, kimlerin hayatına dokunduğumuz ve bu dünyada nasıl yaşadığımız olacak.
Net konuşayım:
Para güzel bir araçtır.
Ama hayatınızın direksiyonuna geçmesine izin vermeyin.
Çünkü para kazanmanın bir sınırı olmayabilir.
İnsanın ömrünün var.
Ve bazı hesaplar, ne kadar büyük olursa olsun,
hayatın hesabını kapatmaya yetmez.
Sevgiyle kalın.
