Net konuşayım…
Bir toplumun en büyük problemi bazen ekonomi değildir.
Güven kaybıdır.
Çünkü güven kaybolduğunda sadece para değil,
insanın iç huzuru da değer kaybeder.
Bugün insanlar sadece birbirine değil,
yarına da güvenemiyor.
Kimse önünü net göremiyor.
Kimse uzun vadeli hayal kuramıyor.
Çünkü herkesin zihninde aynı soru var:
“Ya daha kötü olursa?”
Bu duygu insanı sessizce tüketiyor.
Bakın dikkat edin…
İnsanlar artık ilişkilerde temkinli.
İş hayatında temkinli.
Sokakta temkinli.
Konuşurken bile temkinli.
Çünkü insanlar kırılmaktan,
yarı yolda kalmaktan,
haksızlığa uğramaktan yoruldu.
Ve güven kaybı bir toplumda yavaş ilerleyen bir çatlak gibidir.
İlk başta görünmez.
Sonra insanlar birbirine selam vermemeye başlar.
Sonra kimse kimseye inanmaz.
En sonunda herkes yalnızlaşır.
Bugün bu ülkede birçok insanın yorgunluğu çalışmaktan değil,
sürekli tetikte yaşamaktan kaynaklanıyor.
Çünkü güven olmayan yerde huzur olmaz.
Bir insan geleceğe güvenmiyorsa sadece bugünü kurtarmaya çalışır.
Bir çalışan kurumuna güvenmiyorsa aidiyet hissetmez.
Bir genç yarına güvenmiyorsa hayal kurmaz.
En tehlikelisi de budur zaten:
İnsanların hayal kurmayı bırakması.
Çünkü umut azaldığında toplum sadece ekonomik olarak değil,
ruhsal olarak da küçülmeye başlar.
Oysa güçlü toplumlar sadece büyük binalarla kurulmaz.
Adalet hissiyle,
vicdanla,
liyakatle,
insanın kendini değerli hissetmesiyle ayakta kalır.
Bir ülkeyi ayakta tutan şey sadece ekonomi değil,
insanların birbirine ve geleceğe duyduğu güvendir.
Çünkü güven yoksa…
Kalabalık büyür.
Ama toplum küçülür.
Sevgiyle kalın.
