Aradan yaklaşık sekiz asır geçti.
İmparatorluklar yıkıldı, sınırlar değişti, teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerledi. Bugün saniyeler içinde dünyanın öbür ucuyla konuşabiliyor, bilgiye tek dokunuşla ulaşabiliyoruz. Ama bütün bu değişime rağmen insanın en temel arayışları değişmedi.
Hâlâ sevilmek istiyoruz.
Hâlâ anlaşılmak istiyoruz.
Hâlâ güvenmek, affetmek, umut etmek ve kendimizi bulmak istiyoruz.
Belki de bu yüzden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nın düşünceleri bugün de bize tanıdık geliyor.
Mevlânâ’nın asıl gücü, geleceği görmüş olmasında değil; insanı doğru okumuş olmasındadır. Çünkü teknoloji değişebilir, yaşam biçimleri değişebilir, hatta çağlar değişebilir. Ancak insanın kibri, öfkesi, sevgisi, korkuları ve umutları yüzyıllardır aynı özden besleniyor.
Bugün sosyal medyada en büyük mücadelemiz görünür olmak. Oysa Mevlânâ, görünmekten önce olmayı öğütlüyordu.
Bugün insanlar haklı çıkmak için birbirini dinlemiyor. O ise anlamanın, anlatmaktan daha değerli olduğunu hatırlatıyordu.
Bugün başarı çoğu zaman sahip olunanlarla ölçülüyor. O ise insanın gerçek zenginliğinin karakteri ve gönlü olduğunu anlatıyordu.
Belki de Mevlânâ’yı güncel yapan şey, bize yeni cevaplar vermesi değil; unuttuğumuz soruları yeniden hatırlatmasıdır.
“Kendine ne kadar dürüstsün?”
“Başkalarını değiştirmeye çalışırken kendini ne kadar değiştirdin?”
“Hayatın telaşı içinde gerçekten neyin peşindesin?”
Bu soruların üzerinden sekiz yüz yıl geçti ama cevapları hâlâ her insanın kendi içinde saklı.
Net Konuşayım…
Bence mesele, Mevlânâ’nın sözlerini paylaşmak değil; o sözlerin bize ne söylediğini anlayabilmek.
Çünkü bilgelik, duvarda asılı güzel bir cümle değildir.
Bilgelik, hayatın içinde davranışa dönüşebildiği zaman anlam kazanır.
Belki de Mevlânâ hâlâ bu kadar güncelse, bunun nedeni onun çağını aşmış olması değil; insanın özünü anlatmış olmasıdır. Çağlar değişse de insan değişmediği sürece, o sözler de yaşamaya devam edecektir.
Sevgiyle kalın.
