Mayıs ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte 2026 yılının ilk beş ayına ilişkin ekonomik tablo biraz daha netleşti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Mayıs ayında tüketici fiyatları aylık bazda %1,71 artarken, yıllık enflasyon %32,61 olarak gerçekleşti. Açıklanan rakamlar, enflasyonla mücadelede ilerleme kaydedildiğini gösterse de fiyat seviyelerinin vatandaş üzerindeki baskısının devam ettiğini ortaya koyuyor.
Her ay açıklanan veriler sadece istatistiklerden ibaret değil; market raflarından kira ödemelerine, işletmelerin yatırım kararlarından çalışanların alım gücüne kadar hayatın her alanına doğrudan etki ediyor.
Yılın başından itibaren enflasyonla mücadele ekonomi yönetiminin en önemli gündem maddesi olmaya devam etti. Ancak enflasyonla mücadele, kısa mesafe koşusu değil; sabır, kararlılık ve zaman gerektiren uzun bir maraton. Mayıs ayı verileri de bu gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor.
Geride bıraktığımız beş aylık dönemde ekonomide iki farklı tabloyu aynı anda gördük. Bir tarafta sıkı para politikasının etkileriyle talepte yavaşlama ve enflasyonu kontrol altına alma çabaları, diğer tarafta ise vatandaşın günlük yaşamında hissetmeye devam ettiği yüksek fiyat seviyeleri.
Aslında bugün yaşadığımız en önemli konu enflasyonun yüksekliği kadar fiyatların geldiği seviyedir. Çünkü enflasyonun düşmesi, fiyatların düştüğü anlamına gelmez. Sadece fiyatların artış hızının yavaşladığını gösterir. Vatandaşın hissettiği ekonomik zorlukların temelinde de bu gerçek yatıyor.
Özellikle gıda, konut ve hizmet sektöründeki fiyat seviyeleri hâlâ bütçeler üzerinde ciddi baskı oluşturmaya devam ediyor. Buna karşın finansal piyasalarda enflasyon beklentilerinin kademeli olarak aşağı gelmesi ve yıl sonu hedeflerine yönelik umutların korunması olumlu gelişmeler arasında yer alıyor.
Önümüzdeki dönemde ekonominin kaderini belirleyecek üç temel unsur bulunuyor:
İlk olarak, enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürülmesi gerekiyor. Kısa vadeli rahatlama uğruna uzun vadeli hedeflerden vazgeçilmesi, elde edilen kazanımların kaybedilmesine neden olabilir.
İkinci olarak, yatırım ve üretim tarafının desteklenmesi büyük önem taşıyor. Kalıcı refah ancak üretim artışıyla mümkün olabilir. Sadece tüketimi yöneterek sürdürülebilir büyüme sağlamak kolay değildir.
Üçüncü olarak ise toplumun alım gücünün yeniden güçlendirilmesi gerekiyor. Ekonomik göstergelerdeki iyileşmenin vatandaşın günlük hayatına yansıması, ekonomik programların başarısının en önemli ölçütüdür.
Yılın ilk beş ayına baktığımızda ekonomide kontrollü ancak hassas bir dengeleme sürecinin devam ettiğini söylemek mümkün. Henüz “hedefe ulaşıldı” demek için erken olsa da, Mayıs ayında açıklanan %1,71’lik aylık enflasyon ve %32,61’lik yıllık enflasyon verileri, mücadelenin yönünün aşağı doğru olduğunu ancak hedefe ulaşmak için hâlâ zamana ihtiyaç bulunduğunu gösteriyor.
Sevgiyle kalın.
