Bu hafta Net Konuşayım köşemde şu sorunun peşine düşüyoruz:
Kim daha çok bağırıyorsa neden o duyuluyor?
Eskiden bir insanın söylediklerinin değeri, ne söylediğiyle ölçülürdü. Bugün ise çoğu zaman nasıl söylediğiyle ölçülüyor.
Daha yüksek sesle konuşan, daha sert tepki veren, daha fazla öfkelenen kişiler daha fazla dikkat çekiyor. Sakin kalanlar, düşünerek konuşanlar ve sesini yükseltmeden fikrini anlatmaya çalışanlar ise çoğu zaman kalabalığın içinde kayboluyor.
Bu sadece sosyal medyada değil, hayatın hemen her alanında karşımıza çıkıyor.
İş hayatında…
Siyasette…
Televizyon ekranlarında…
Hatta günlük ilişkilerde bile…
Ses yükseldikçe görünürlük artıyor.
Peki neden?
Çünkü çağımızın en büyük problemi bilgi eksikliği değil, dikkat eksikliği.
İnsanların önünde her gün yüzlerce haber, binlerce paylaşım ve sayısız fikir akıyor. Bu kadar yoğun bir akışın içinde dikkat çekmenin en kolay yolu ise sesi yükseltmek oluyor.
Ancak burada önemli bir yanılgı var.
Duyulmak ile haklı olmak aynı şey değildir.
Görünür olmak ile doğru olmak da aynı şey değildir.
Ne yazık ki günümüzde bu iki kavram sık sık birbirine karıştırılıyor.
Bir fikrin çok konuşulması, onun doğru olduğu anlamına gelmiyor. Bir kişinin çok takip edilmesi de söylediklerinin değerli olduğunu göstermiyor.
Ama insan zihni çoğu zaman görünürlüğü önemle karıştırıyor.
Bu yüzden bağıranlar çoğalıyor.
Çünkü sistem onları ödüllendiriyor.
Daha sert konuşan daha fazla etkileşim alıyor.
Daha keskin konuşan daha fazla dikkat çekiyor.
Daha öfkeli konuşan daha fazla paylaşım alıyor.
Sonuçta ortaya garip bir tablo çıkıyor.
Ses yükseliyor.
Ama kalite düşüyor.
Tartışmalar büyüyor.
Ama çözümler küçülüyor.
İnsanlar daha çok konuşuyor.
Ama birbirlerini daha az anlıyor.
Belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha yüksek sesler değil, daha güçlü fikirlerdir.
Çünkü tarih boyunca dünyayı değiştirenler en çok bağıranlar değil, en doğru zamanda en doğru sözü söyleyenler olmuştur.
Bu yüzden bazen sessiz kalan bir insanın söylediği tek bir cümle, saatlerce süren gürültüden daha değerlidir.
Ve belki de asıl mesele şudur:
Bağıranları dinlemeye o kadar alıştık ki, sakin konuşanların ne söylediğini kaçırıyoruz.
Sevgiyle kalın.
